6 Temmuz 2008  |  Kategori: Mikro Söyleşi

Mikro Söyleşi serimize devam ediyoruz… Bu hafta yine blog dünyasında tanınmış birisi olan Mert Can Oral, yani mavigenc’i ağırladık. Güzel de bir söyleşi oldu gerçekten… Blog dünyasının kanayan yarası olan yaş sorunu üzerine konuştuk… Sadece blogcu olmak mı, yoksa blogcu olup reşit olmak mı :) Çok dile getirilmese de yaşından dolayı dışlanan ve bu blog dünyasına başladıığı ve bitirdiği anlar birbirine çok yakın olan biçok insan var… Belirli bir yerlere gelmiş birçok blogcu kendinin de o süreçlerden geçtiğini unutarak yeni blogcuları dışlayabiliyorlar… Birçok blogcu toplantısında koyulan yaş sınırına kadar değindiğimiz bu söyleşi için Mert Can’a teşekkür ediyor ve hiç duraklamadan söyleşimize göz atmaya başlıyoruz…

1. Mert, biraz seni tanıyabilir miyiz?
Tabii ki. Aslında yaşımdan dolayı kendimi tanıtmayı pek sevmem, internet aleminde. Çünkü yaşımı duyan çoğu kişi dalga geçip beni hafife almıştır. Ancak sen ve bazı blogcu arkadaşlarım ise, blogcu olmanın yaşı olmadığını savunup, yaş konusunu hiç açmamıştır bile :) Uzun lafın kısası bu soru karşısında mecburen söylemeliyim yaşımı =) 16 yaşında, kanı damarında durmayan bir gencim. Aslen Ordu doğumluyum fakat şuan Ayvalık’ta oturuyorum. Liseyi Bursa Gazi Anadolu Lisesi’nde okuyordum fakat 2. sınıfa geçerken Ayvalık Anadolu Lisesi’ne geçmeye karar verdim. Yani bu sene Ayvalık’a geri dönüyorum.

2. Daha önceki bu yazımızda bize blogunu üç sihirli sözcükle belirtmiştin. Bu sefer de blog dünyasıyla nasıl bir tanışman oldu. Onu sorsam ne dersin :)
Evet hatırlıyorum. O üç sihirli sözcüğü bulana kadar çok uğraşmıştım. :) Blog dünyasına girişim aslında biraz meraklı oluşumdan kaynakladı. Erhan Yakut’un (yakuter) kuzeniyim bildiğiniz gibi. Bir yaz tatilinde Erhan abimlerde kalmaya karar verdim ve 1 ay gibi bir süre zarfında orada kaldım. Erhan abim her Yakuter.Com’a makale yazdığında ben de meraklı meraklı bakardım. Nasıl yapıyor? Nereye giriyor? Hangi siteye kayıt olup yapıyor? Ve en sonunda dayanamayıp sordum. Erhan abi de sağolsun detaylı şekilde anlattı. Bir zamanlar kayyo.com vardı, ücretsiz host dağıtan. O siteden de ücretsiz host aldı ve ftp’ye girişi, wp dosyalarını, config dosyasını düzenlemeyi öğretti. Gerisi geldi daha sonra… Sitemin pagerank değeri 3 olmuşken kayyo kapandı ve ben sanki bir organım eksikmiş gibi hissettim kendimi. Bunun üzerine yine Erhan abimden yardım isteyerek Mavigenc.Com’u açtım. Bu deneyimlerim bana php dilini sevdirdi. Zaten sevilecek bir dil =) Kısacası benim hikayem de böylece başlamış oldu…

3. Blogunda hangi konulara yer veriyorsun peki? Özellikle hakkında belirli aralıklarla yazı yazdığın konular oluyor mu?
Blogumda başlarda Bilgisayar ve Tüm İnternet Haberlerine yer vermeye çalıştım ancak bu kategoriler üzerinde fazla yoğunlaştığımı ve artık MaviGenç’in daha fazla şey yayınlamasını istedim. Şimdi canım ne isterse, neyi beğenirsem onu yazıyorum. =) Ama hala internet kategorisinin üzerinde belirli aralıklarla yazıyorum. Çünkü MaviGenç’e yazdığım her yazıyla hem ben hem de okurlarım bilgileniyor ve benim internet ile ilgili bilmem gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden internet konusunda daha fazla yazıyorum.

4. Yaşının küçük olmasının ziyaretçilerinin tepkilerine yansıması ne yönde oluyor? Yani bu avantaj mı yoksa dezavantaj mı?
Daha önce de söylediğim gibi ben yaşımı fazla söylemeyi sevmiyorum. Bu yüzden okurlarımın çoğu yaşımı bilmiyor :) Ancak şu kanaate vardım; yaşımı bilen ziyaretçiler, yazdığım samimi yorumlardan dolayı o yazıya tekrar dönüyor ve bana karşılık yorum yazıyor. Böylece hem ziyaretçi sayım artıyor hem de ziyaretçilerim MaviGenç’ten memnun kalıyor. Yani bu bir bakıma avantaj benim için =)

5.Yaş olayının üzerine fazla gitmiş gibi olacağım ama sanırım blogcu toplantılarında da bir yaş sınırı var. Sen bu durumdan madur oldun mu? Ya da bu blogcu toplantılarının blog dünyasının geleceğine etkisi ne oranda olacak sence…
Blogcu toplantıları benim bulunduğum şehirlerde (Bursa-Balıkesir) yapılmadığı için mağdur olmadım. Ama bence de yaş sınırı koymaları gerekiyor. Çünkü o kadar çok küçük blogcu var ki, toplantılara bunların da geldiğini düşünürsek… Yani bence mantıklı bir sınırlama. Blogcu toplantılarının blog dünyasının geleceğine etkisi şu şekilde olabilir; herkes yazısını özgün yazar ya da aldığı adresi belirtir. Böylece temiz ve emekçi bir internette barındırırız bloglarımızı…

6. Wordpress alanında tema türkçeleştirme ve eklenti yazma şeklinde çalışmaların olduğunu biliyorum. Bunlar ne durumda, devam ediyor musun bu tür uygulamalara…
Wordpress üzerinde çalışmayı seviyorum aslında ancak şu sıralarda web tasarıma çok fazla vakit ayırıyorum. Dolayısıyla wp eklenti ya da tema yapmaya vakit bulamıyorum maalesef…

7. Üzülerek söylemeliyim ki Mikro Söyleşi‘mizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı acaba?…
Son olarak şunu söylemek istiyorum; “Beni izlemeye devam edin :)”

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit

selçuk hocaYılların tecrübesi Selçuk Hoca ile söyleşi gerçekleştirdik. Reel dünyadaki öğretmenlik hayatındaki başarısının yanında blog dünyasındaki başarısıyla da dikkat çeken hocamız Selçuk Koyuncu, eğitim ve e-eğitim konusundaki sorularımızı cevaplandırdı. Kendisine bu söyleşi için teşekkür ederiz… Hemen söyleşiye başlayalım derim ben…

1. Hocam, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Malum olduğu üzere öğretmenlik yapıyorum. Kepirtepe Anadolu Öğretmen Lisesi’ni ve 9 Eylül Üniversitesi’ni bitirdim. Şu an Gaziantep’te asker öğretmenim. Önümüzdeki sene İstanbul’da meslek hayatıma devam edeceğim.

2. Öğretmen olduğunuzu biliyoruz, paylaşmayı sevdiğinizi biliyoruz fakat neden sanal alemde, internet üzerinden bilgilerinizi paylaşmak?
Aslında blog yazmaya ilk başladığımda henüz bir öğretmen adayı idim. İlk yazılarımda daha ziyade kişisel hayatımı ve blog dünyasındaki bazı gelişmeleri anlatıyordum. İlerleyen dönemlerde mesleğe başladığımda eğitim ile ilgili yazılar da yazdım. Hatta blog ile ilgili ilk düşüncelerim eğitim konularında daha fazla yazmak üzerineydi. Fakat zaman ilerledikçe bir yan başlık olarak açtığım Bilişim bölümü ve bu bölümde yazdıklarım diğer yazıların önüne geçmeye başladı. Blog üç yılını tamamladığında ben de radikal bir karar verip blogu sadece bilişim üzerine yoğunlaştırmaya ve kişisel yazıları sitenin ana çerçevesinden ayrırmaya karar verdim. Zira önümüzdeki günlerde kişisel yazıları ayrı bir bloga taşımayı düşünüyorum. Bunun yanında henüz taslak aşamasında olan bir eğitim blogu projesi de var.

3. İnternet üzerinden paylaşımda bulunan sizden başka önemli öğretmenlerimiz de var. Ve bunların pek azı tercihlerini blog yönnde yaptılar. Mesela videolu eğitim tercihini yapan hocalarımız var… Yani neden tercihinizi blog yönünde yaptınız?
Evet benim de takip ettiğim öğretmenler tarafından hazırlanan internet siteleri ve birkaç blog var. Fakat 600 bini bulduğu söylenen öğretmen camiasına göre bu sitelerin/blogların sayısı oldukça az. Halbuki yenilenen eğitim müfredatı bilişim teknolojilerinin eğitimde daha etkin kullanımını öngörüyor. Açıkçası bilişim teknolojileri öğretmenleri haricinde internette içerik oluşturmaya heves eden başka bir öğretmen grubu yok. Önümüzdeki dönemde internete erişiminin yaygınlaşması ile birlikte öğretmenlerin internete sadece tüketici olarak değil üretici olarak da katılım sağlayacaklarını düşünüyorum.

Sorunun ikinci kısmına geçersek. Blogu daha önce farklı mecralarda da seslendirdiğim gibi eğitimde kullanılabilecek bir araç olarak da görüyorum. Çünkü blog temelde samimiyeti, üretimi, paylaşmayı destekleyen bir felsefeye sahip. Önümüzdeki günlerde blogun eğitimde kullanım alanlarına dair bir çalışmayı da yayınlanmayı düşünüyorum.

4. Peki bir öğretmen gözüyle uzaktan eğitim mi daha etkili yoksa sınıf içerisinde bire bir eğitim mi daha etkili?
Uzaktan eğitimin klasik eğitime karşı bazı avantajlarının olduğu muhakkak. Fakat ilköğretim düzeyinde uzaktan eğitimin yerine klasik eğitimin tercih edilmesi daha mantıklı. Çünkü henüz yetişme çağındaki çocukların duygusal açıdan desteğe ihtiyaçları var. Ayrıca sınıf modelinde öğretmen öğrencilere özel eğitim metodlarını uygulama fırsatı bulabiliyor.

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse uzaktan eğitim ve klasik eğitim arasında tercih yapılırken öğrenen kitlenin her yönden ciddi bir analizinin yapılması şart.

5. Yakın zamanda üçüncü yaşını kutladığınız blogunuzu bize üç ayrı sihirli sözcükle özetler misiniz?
Blog gibi geniş bir yapıyı “sihirli” üç kelime ile özetlemek zor bir iş. Tercih yapmak zorundaysam okuma, araştırmak ve yazmak kelimeleri olsun derim.

6. Eğitim dedik, uzaktan eğitim dedik fakat eğitim dünyasında bilişim kültürünün ne oranda olduğunu konuşmadık? Siz öğrencilerinize eğitim verirken bilişim dünyasından ne oranda faydalanıyorsunuz?
Eğitim dünyamızda bilişim uygulamalarından faydalanma ne yazık ki istenilen oranda değil. Fakat son dönemde bakanlığımızın eğitimde bilişim uygulamalarından faydalanmayı arttırmaya yönelik ciddi bir gayreti var. Bu yönde önemli projeler geliştiriliyor. Tabii bilişim eğitimi sadece okulda biten bir iş değil velilerin de bu konuda bilinçli olması lazım.

Ben derslerimde bilgisayar ve internet teknolojisinden azami ölçüde yararlanmaya çalışıyorum. Bizim dersimiz dil ve kültür üzerine olduğu için özellikle bu yönde uygulamalarımız oluyor. Küçük bir örnek vermek gerekirse 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni kendi hazırladığım bir sunu ile öğrencilere aktarmıştım. Kuru bilgiler vermek yerine bu büyük destanı görsel ve işitsel unsurları kullanarak anlatmaya çabaladım. Bu öğrencilerin oldukça hoşuna gitti. Hatta bu sunuyu daha sonradan blogta paylaşıma açtım. Bir çok eğitimci meslektaşım bu sunudan yararlandı. Sonrasında gerek blog aracılığı ile gerek e-posta aracılığı ile birçok teşekkür mesajı aldım.

7. Birçok kişinin de bildiği gibi eşiniz de bir blogcu. Evde blog dünyasıyla ilgili tatlı bir çekişme oluyor mu hiç acaba?
Evet bir süre önce biz de karı-koca blog yazarları kervanına katıldık. Gerçi eşim şu ara işi dolayısıyla blogla fazla ilgilenemiyor ama yakın zamanda tekrar yazmaya başlayacağını tahmin ediyorum. Aramızda tatlı bir rekabet olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda güzel de bir dayanışma var. Yazdıklarım ile ilgili en sert ve yapıcı eleştirileri ondan alıyorum diyebilirim.

8. Ziyaretçilerinizle olan sağlıklı iletişimi neye borçlusunuz? Çünkü sürekli ziyaretçileriniz var ve bunlar güzel yazılarınızı güzel yorumlarından pek mahrum bırakmıyorlar… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yazmaya başladığım ilk günden beri okuyucu yorumlarına oldukça değer veriyorum. Zaten blog felsefesinde de bu var. Elimden geldiğince cevap yazılması gereken yorumlara cevap yazmaya çalışıyorum. Tabii okuyucu ile iletişim sadece yorumlarla bitmiyor. E-posta veya anlık mesajlaşma yazılımları vasıtasıyla bana ulaşan okuyucularım oluyor. Genellikle bazı konularda yardım talepleri oluyor. Bunları mümkün olduğunca hızlı bir şekilde cevaplamaya çalışıyorum. Eğer beni aşan bir konu varsa sorunun haledilebilmesi için okuyucuları ilgili yerlere yönlendirmeye çalışıyorum.

9. Son olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mıdır hocam? Eklemek istediğiniz…
Son olarak bu güzel ropörtaj için size teşekkür ederim. Blogunuzu izliyorum. Kaliteli içerik oluşturma adına önemli gayretleriniz var. Yılmadan yazmaya devam etmenizi diliyorum…

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit
25 Haziran 2008  |  Kategori: Mikro Söyleşi

Sıradışı fikirleriyle blog dünyasının göbeğinde şimşek gibi çakan ve düşüncelerine de birçok destekçi bulan, fakat uygulamayı onlara bırakan bir konuğumuz var bu hafta. Yeni bir fikri olan Furkan Turan


1. Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

18 yaşındayım ve Bursalıyım. Gerçi fazla Bursa’da olamıyorum; liseyi yatılı okudum ve şimdi üniversiteyi Kıbrıs’ta okuyorum. Ama teknoloji sağolsun heryerden çabucak bilgi alabiliyoruz, ve teknoloji/bilgisayar meraklısı birisi olarak heryere rahatça ulaşabiliyorum. Ayrıca üniversite demişken; ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusunda Elektrik ve Elektronik Mühendsiliği okuyorum.
Bu güzel söyleşiye hazırlık sınıfını atladığımı öğrenmemin hemen arkasından başlamanın benim için büyük bir mutluluk olduğunu da belirtmek istiyorum.

2. Öss sonuçlarını bekleyen ve tercihlerini nasıl bir yönde gerçekleştireceklerine hala karar verememiş arkadaşlarımız için okuduğun bölümü ve Kıbrıs’ta olmanın ayrıcalıklarını anlatabilir misin?
Öncelikle herkesin istediği şeyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Arkadaşlarımızın puanlarına uyan yerlerdense, istedikleri bölümü tercih ederlerse, ileride daha mutlu olacaklardır. Zira ben gördüğüm cihazların işlemesini sağlayan aksama olan merakım ve babamın mesleği olmasından dolayı bildiklerim doğrultusunda yalnızca elektrik ve elektronik mühendisliği istiyordum ve tercihimi bu yönde yaptım. Puanım doğrultusunda da ODTÜ KKK’ya yerleştim.
Bu bölümü seçmek isteyen arkadaşların bilmesi gerektiğini düşündüğüm nokta; elektrik/elektronik matematikle ifade edilebilecek bir bölümdür, matematiğin üzerine kurulmuştur. Ayrıca bir miktar programlama dili de öğretilecektir.
Kıbrısta okumaya gelince: Kıbrıs fazla gelişmemiş bir yer, gezip tozacak fazla alan bulamayacağınız gibi çoğu yerleşim yeri birbirinden uzak kalıyor ve insanları Türkiye’ye göre biraz tembeller. Ayrıca dergilerin Kıbrıs fiyatından farkedeceğiniz üzere biraz daha pahalı olan bir yer. Ama Kıbrıs üniversiteler mekanı yapılmak istenen bir yer. Bu amaç doğrultusunda İTÜ’de bir kampusunu kurmak üzere yer aldı. Ayrıca bizim okulumuz her ne kadar (Kıbrısta) yeni olsa da yeterince gelişmiş ve sistemi oturmuş. Öğrencilerin yararlanabileceği gerek eğitim amaçlı, gerek sosyal, gerekse spor yapmak için bir sürü imkan var. Öğrenci toplulukları da etkin bir biçimde çalışmaktalar.

3. Sıradışı düşüncelerin yer aldığı yenibirfikir.net‘i nasıl kurdun, seni buna iten etken neydi?
Ben ve yakın arkadaşlarım hep üniversiteye başlayınca bir internet sitesi açalım der dururduk. Herkesin aklında nasıl bir site açmak istediğinin şablonu vardı tabi. Benim aklımda da bir fikir sitesi açmak vardı. Çünkü bilgisayar dergilerinden okuduklarım bana olmayan bir şey yapmamı söylüyordu. Ve böyle bir siteyi daha önce görmemiştim, ayrıca hayal gücümün bu siteyi kaldırabileceğinden emindim. Alan adını erkenden satın aldım, beş ay sonrada alanı satın alıp yazmaya başladım.

4. Peki ilk olmak her zaman güzeldir fakat bununla beraber zorlukları da vardır. Bugünkü ziyaretçi kitlene ulaşmayı nasıl başardın, onlarla iletişimini bu denli sağlıklı kılan şey neydi…
Ben daha yeni bir günlük yazarıyım ve internette sosyal birisi de değilim. Günlüğümü açtıktan sonraki bloglarla haşır neşir olma zamanı içerisinde internetin güzelliklerini daha iyi farkedebildim, farkediyorum. Bu kısa süre içerisinde tanıdığım günlükler, günlüklere yazdığım yorumlar ve blograzzi gibi günlük siteleri vasıtasıyla daha fazla ziyaretçi ile fikirlerimi paylaşma olanağı buldum. Basit olmanın anlaşılır olmak olduğunu düşünerek çıkmıştım yola. Yeterince de anlaşılır olduğumu ve böylelikle ziyaretçilerimle güzel bir iletişimimin olduğunu düşünüyorum. Fakat anladığım kadarıyla şu anda paylaşımım anlaşılır olmanın dışında, biraz ciddi kaçıyor. Ben ise Mikro-Pc’deki gibi samimi bir ortam olmasını istiyorum. Ama öğreniyorum, yazılarımı bu konuda geliştirmeye çalışıyorum.

5. Daha önce yenibirfikir’de bilimkurgu senaryosu denemen olmuştu. Biz de burada açık kaynak bilim kurgudan bahsetmiştik. Herkesin katkıda bulunacağı bir bilim kurgu senaryosu hakkında ne düşünürsün?
İzlediğimiz filmler üzerimizde belirli etkiler bırakıyor. Bu yazı da benim, izlediğim bilim kurgu filmlerin etkisinde kalarak yazdığım bir yazıydı. Tabi filmlerden farklı çıkarımları olan farklı kişileri ele aldığımız zaman ve hayal gücü birbirinden farklı olan bir sürü kişiyi düşündüğümüz zaman, açık kaynak bilim kurgu çok başarılı bir çalışma olacaktır. Aynı zamanda şu ana kadar yapılan çalışmaların da bir bileşkesi ve fazlası olacaktır. Böyle bir ortam oluşması için veya oluşması durumunda seve seve yardım ederim.

Devamını Oku ->

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit
18 Haziran 2008  |  Kategori: Mikro Söyleşi

sevgilignlkjn9.jpgDaha önce sadece perşembe günleri mikro söyleşilerimizle burada olacağımızı söylemiştik fakat geçtiğimiz günlerde Öss’nin hemen ardından yayınlamak istediğimiz şu söyleşiyle bu kuralımızı sanırım yıkmış bulunduk. Başlayan yaz dönemi sebibyle günlerde sekmeler olabilir. Aslında o söyleşimizi Öss ile bağlantılı olduğu için sıcağı sıcağına yayınlamak istediğimizden ana sayfada yer vermiştik. Belirlediğimiz haftanın normal günüde, yani bugün yeni bir konukla yeni ve capcanlı bir söyleşi daha geçirdik. Onu içtenliği ve şiir esintili kurduğu cümleleriyle tanıyoruz. O, Sibel Bay… Bizlerle… Yazı içerisinde de görebileceğiniz şeyi burada da tekrarlayalım isterim. Geçtiğimiz zamanlarda bir komunite blog olmak yolunda ilk adımlarımızı atmıştık. Bu yolda Sibel Hanım da bizlerle olacak ve o güzel yazılarıyla sizlerle burada buluşacak… Ve sizden bir isteğiyle burada… Bu söyleşiyi aşağıdaki parçayı kısık seste dinlerken okuyun lütfen…


1. Eveet, bugün konuğumuz gerçekten içtenliğiyle tanınan ve yazılarında bunu bariz hissedebileceğimiz bir ablamız… Sibel ablacığım bilenler ve bilmeyenler için kendinden bahseder misin biraz rica etsem.

Elbette… 78 doğumluyum ve İzmir’de yaşıyorum. Ege Üniversitesi Makine teknikerliğini bitirdim ve tembelliğim gereği fazla sıkıntıya gelemeyerek devamını getirmedim. Proje işinden vazgeçip geçici süreliğine diyerek Atlı Spor Kulübü Başkanı’nın yanında çalışmaya başladım ve 6 yıldır da yanındayım.
Blog yazmaya ise geçtiğimiz sene Haziran ayında blogcu ile başladım ve Kasım’dan bu yana ise blogspot’ta devam etmekteyim. 1. yaşıma çok az bir süre kala benimle röportaj yapıyor olman da benim için ayrıca bir keyif belirtmek isterim…

2. Bloglar ilk yayılma döneminde genellikle kişisel özellikleri korumuşlardı fakat zamanla kişisel bir blog olmaktan uzaklaştılar. Bloglarını kişisel tutmayı başarabilen nadir kişilerden biri de sensin. Bu konuda ne düşünüyorsun, yani kişisel yazılar yazmaktan memnun musun?

Galiba insanlar yazı yazmaya başladıktan sonra ilgi alanlarının da zamanla daha iyi farkına varıyor! Ben bloğumu günlük yaptım; her gün nefes aldığım, soluklandığım, içimde ki bitiş anlarını dışa vuruş olarak kullandım/kullanıyorum. Bundan da çok memnunum. Yani bende gazete okuyorum, gündem takip ediyorum ve birçok şeye ilgi duyuyorum ama burası benim daha daha özelim. Ben evimi (içimden hep böyle demek geçer) böyle sevdim ve bana ait kılan da tamamen bilinmeyeni anlatıyor olmam. Elbette kendi dilimle, Sibelce… Devamını Oku ->

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit
17 Haziran 2008  |  Kategori: Mikro Söyleşi

blogşekeri.png

Bu haftaki konuğumuz herkese şekerliğiyle kendini tanıtan tam bir Beyaz hayranı (Beyaz derken, Beyazıt Öztürk kastımız…) ve henüz Öss sınavına girmiş birisi olan Eda Gizem… Onunla Öss ve Öss süresince blogculuk hakkında konuştuk… İşte hepsi aşağıda…

1. Bize kısaca kendinden bahseder misin?
Bahsedeyim bari:) 18 yaşındayım bildiğin gibi. Liseden mezun oldum 3 gün önce:) hatta geçenlerde bir de ÖSS’ye girdim. Böyle kısa boylu ufak tefek esmer şirin sayılabilen bir insanım:) çok yaramazlık yapardım lise zamanlarında:) pek sıradan bir insan olduğum söylenemez yani. Buna rağmen büyüklerimin yanında aşırı saygılıyım, fazla yanii:) biraz(!) gevezeyim, dilimden çok çekmiş ve hatta hala çeken arkadaşlar var:) fazla sulu gözlü ve duygusalım, her şeye zırlarım:) daha da ne anlatsam bilemedim sanırım bu kadar yeter, pek de kısa olmadı zaten:D

2. Şunu biliyoruz ki başarılı ve içten bir blogcusun, fakat sadece bir blogcu da değilsin. Aynı zamanda ÖSS’ye hazırlanan bir blogcusun. Daha doğrusu ÖSS’ye hazırlanan blogcuydun geçtiğimiz günlere kadar. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun…

Öncelikle teşekkür ederim:) bu durum?:) aslında ben öyle oturup saatlerce ders çalışabilen bir insan değilim. Öyle olunca arada sırada soluk almak için internete takılıyorum ve blogumla ilgileniyorum. Zaten ben bu sene blog yazmasaydım, yani blog yazmayı bırakma teşebbüslerim başarılı olsaydı:) çok sıkılırdım… Beni olumlu mu etkiledi olumsuz mu bilmiyorum. Ama ben genelde çok ders çalışınca sıkılan bir insan olduğu için blog yazmamın bana faydası olduğunu düşünüyorum. Aslında keşke küçükken bir kontrolden geçseymişim, çünkü hiperaktif olma olasılığım var:D tüm bunlara rağmen ÖSS adına sonuç istediğim gibi olmasa da kötü de değil.

3. Peki bir diğer soru geliyor… ÖSS hazırlık dönemi süresince blog dünyasında var olmak ne derece doğru ne derece yanlış sence? Bu sene ÖSS’ye hazırlanacak olan blogcular için önerilerin var mı?

Aslında bunun doğruluğu yanlışlığı kişiden kişiye göre değişir sanırım. Ben devam ettim. Pişman mıyım? Hayır değilim ama blogla ilgilenme dozunu biraz daha aşağı çekseydim eğer tam anlamıyla dengeyi kurmuş olacaktım sanırım ama beceremedim:D benim arkadaşlara tavsiyem eğer ikisini birden idare edebileceklerini düşünüyorlarsa bence devam etsinler blog yazmaya… Devamını Oku ->

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit
12 Haziran 2008  |  Kategori: Mikro Söyleşi

bir alisko klasiği

Her hafta yeni bir sohbet ve yeni bir solukla burda oluyoruz. Ve her geçen gün sohbetlerimiz daha da güzelleşiyor diyebilirim. Aslında bu söyleşiler için ilk söz aldığımız fakat istenmedik sebeplerle bugüne sarkan bir mikro söyleşiyi gerçekleştirdik bu hafta. Alisko.org’dan tanıdığınız genç blogculardan olan Ali Bahsisoğlu… Bakalım bakalım, neler olmuş neler bitmiş:)

Söyleşiye geçmeden de söyleyelim, kendisine bu güzel söyleşi için teşekkür eder, ilerde bir kez daha ağırlamak isteriz. Ya ben pek bi ciddi buldum kendimi:) Neyse uzatmadan geçelim abi shobetimize… Söyleşinin en mikro hali sizlerle…

1. Öncelikle merhaba Ali’ciğim. Ya da bir diğer ifadeyle alisko kardeşim… Sohbetimize iyice yoğunlaşmadan takipçilerimiz için kısaca kendinden bahseder misin?

Uzun süredir İzmir’de yaşayan, 19 yaşında, İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinde okuyan, asosyal bir insanım. [Kısaca derken çok mu kısa oldu acaba:) ]

2. Yeterince açık ve özlü oldu bence:) Geçelim diğer sorumuza, Alisko ismi nerden geliyor, arkadaş çevrenin sana taktığı bir isim miydi acaba yoksa blog dünyasında mı kazandın bu ismi?

Lisedeyken birkaç okul arkadaşım tarafından bana yakıştırılan bir isimdi Alisko ve bu duruma gerçekten çok sinir oluyordum. “Alişko ne kardeşim ya?” diye bir çok kişiyi azarlamıştım zamanında. Daha sonra anladım ki çok şirin biri olmamamdan dolayı insanların biraz şirinlik katmak amacıyla söylediği bir isimmiş. Bende gerçekleri gördükten sonra Alişko’yu sevdim, benimsedim hatta baş tacı yapıp bloguma isim olarak seçtim:) Devamını Oku ->

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit
Sayfa 1 of 212»