Tuesday, January 6, 2009 9:50

DOĞRULUK KAYGISI ve ELEŞTİRİLMEK ÜZERİNE

montaigneYazı yazmayı bana orta okul öğretmenim sevdirmiÅŸti, artık kompozisyon yazılılarına not almam gereken bir yarış olarak bakmıyordum, beklediÄŸim o mutlu anlardan bir tanesi olarak bakıyordum. Öylesine sevmiÅŸtim ki yazı yazmayı sinirlendiÄŸimde, hüzünlendiÄŸimde, sevindiÄŸimde, hayallere daldığımda, bir bahar mevisiminde yüksek çayırlarla dolu geniÅŸ ve bir o kadar özgür yerlerde koÅŸarken bile kaleme sarılır omuÅŸtum. Bir ÅŸeyler karalamak istiyordum ona. Fakat kural olmadan, kimse ne der ne demez demeden. İçimden geldiÄŸi gibi, gönlümün istediÄŸi gibi… Elbette ki her yazı sınıflandırılabilir fakat kendi tarzımı ararken o yazı sevdasının bende hat safada olduÄŸu dönemde deneme yazı türüyle karşılaÅŸtım. İlk öncüsü de Montaigne idi bu yazı türünün. Bu ikisine de hayran kailmıştım, sanki kendimi onlarda bulmuÅŸtum birden. Montaigne’i sevmiÅŸtim çünkü yazarken yazılarında kimseden etkilenmemek için kendini iki yıl ÅŸatosuna kapamıştı, kısacası özgündü… Deneme yazı türünü sevmiÅŸtim çünkü yazarı sınırlandırmıyordu, tamamiyle benlerin ülkesiydi. Yani ben ne istiyorsam ne diyorsam o. Kimseye bunu kanıtlamak zorunda deÄŸildim, biraz daha farklı pencerelerden bakıyordum olaya. Denemenin özgürlüğü benim gözlerimi boyayan ÅŸeydi sanrım. Fakat zamanla benim karalamalarımın da tam anlamıyla deneme olmadığını farkettim. Ben yazarken bir sohbet havasında olmayı seviyordum, yani sizlerle konuÅŸuyormuÅŸ gibi yazmak, neden aÄŸladığımı sizlere söylemek, neden öylesine uzaklara baktığımı sizlere anlatmak istiyordum. Hal böyle olunca tarzımı tam bulamadım diyebilirim, fakat sohbet yazıları ile deneme yazılarının birbirini çok güzel tamamladığını düşünenlerdenim. Peki senin yazılarını burada hiç göremedik diyebilirsiniz. Ki bu sesleri az da olsa duyar gibiyim. Ben yazdığımı insanlara okutmayı pek sevmem. Çünkü bireysel konularda karalarım, hal böyle olunca yazılarımı yazar yazmaz ya yırtıyorum ya da saklıyorum. EÄŸer dertliysem ve bu halimi kağıda dökmüşsem sanki o kağıdı yırttığımda onunla beraber dertlerim, kederlerimde gidiyor… Ya da ben kendimi buna odaklıyorum, her neyse. Montaigne den bir deneme paylaÅŸmak istiyorum burada…

Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır, sadece dürtükler, kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız: Oysa ki bunu kendiliğimizden istememiz, gelin, bizi eleştirin dememiz gerekir: Hele eleştirme bir ders gibi değil de bir karşılıklı konuşma gibi olursa.Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine değil, doğru yanlış, kendi düşüncemizi savunmaya bakarız. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde, yumruklarımızı sıkıyoruz. Ama ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler bana. Ben, dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim; dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı.

Montaigne oldukça doÄŸru söylüyordu fakat bana göre bir ÅŸeyi belirtmemiÅŸti. Birisini eleÅŸtirmeden önce biz kendimizi o alanda eleÅŸtirmeliyiz. Yani önce çuvaldızı kendimize sonra iÄŸneyi baÅŸkalarına batırmalıyız. Yoksa söylediklerimizin hiçbir deÄŸeri olmaz baÅŸkalarının nazarında…

 

Yazıyı Yaplaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • Technorati
  • TwitThis
  • Live
  • Reddit

Gelmişken Okuyuverin İşte :)

Posted by toz66 on Pazar, 30 Mar 2008, 15:58
Bu Yazı Kültürel Kategorisinde ve 1 Yorum var.
İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

1 Yorum “DOÄžRULUK KAYGISI ve ELEÅžTİRİLMEK ÜZERİNE”

  1. 2008.04.01 14:00

    Senin yazılarınla tanışmış olmaktan çok mutluyum. Keyif verici ve de öğretici Mesela benim yazılarıma(bazılarına)deneme diyen arkadaÅŸlar oldu ve o dönem ben de bir araÅŸtırma içerisine girdim ama sonuç ıı… Deneme deÄŸildi. Hala tam anlamıyla öğrenebilmiÅŸ deÄŸilim.
    Eleştiriye açık olmak kendine güveni gerektirir. Gelişime açık olabilmektir. Eleştirmek içinde(tarafsızca) yürekli olmak gerekir hatta senin de söylediğin gibi bir de önce kendini şöyle bir tartmayı gerektirir.

Yorumunuzu Belirtin