ONDAN BUNDAN AZ BİRAZ :)
Blogta günlük yazı yazmayı ve rahatlamayı düşünen, aklına esen şeylere blogunda yer vermeyi düşünen biri olarak sizlere sesleniyorum. Şunu bilin ki bunu yapmak mümkün olmuyor. Bir Türlü beceremiyorsunuz, hayat hep bir engeller çıkarıyor işte sevdiğimiz şeyleri yapamamak için… Nette dolanmayı, sörf yapmayı ne kadar çok sevdiysem o kadar çok engel çıkıverdi karşıma. Sınav haftasının başlamasıyla beraber netten uzaklaştım, blog ziyaretlerim azaldı. Ben yokken neler olmuş neler. Belki benim gibi sizler de aralıklı girebiliyorsunuzdur nete kim bilir ![]()
Evet, önce net dünyasında neler olmuş biraz bahsedeyim ve görüşlerimi bildireyim sonra sizlere çok güzel iki film önereceğim. Efendim Türkiye yine her bakımdan hareketli. Hani benzine zam gelince her şeye zam gelir ya, işte o biçim siyaset karıştı, savcılar oraya el attı baktılar olmadı bu seferde internet alemine el attılar. Burada buna ilişkin düşüncelerime yer vermiştim. Yani youtube ve netlog gibi siteleri sayın savcılarımız fantazi olsun diye sanırım kapattılar. Hem de youtube hakkında üç tane ayrı mahkeme kararı vardı. İnanılmaz bir şey bu ya, kafayı yiyorum. Millet bas bas bağırdı, türkiye nereye gidiyor, türkiye çin olma yolunda, iranı geçtik falan… Duydular mı sizce hayır duymazlar, yine inanılmayacak şekilde youtube yönetiminden bir açıklama yazısı gelmiş işbirliğine hazırız diye ben bu duruma şaşırdım inanın. Sonrasında youtube hakkındaki engelleme kararı kaldırılmış, netlog hakkında alınan engelleme kararı da kaldırılmış. Savcılar insafa geldi sanırım, e bunları iptal ettilerse akp yi de kapatmazlar artık
Orası belli olmaz diyelim geçelim… (bu aralar bana nolduysa her şeyi siyasete vuruyorum ) Ben yokken blogoscarları diye bir anketin sonuçları yaınlanmış, eda ablamız üç dalada birinci seçilmiş. Yakışır diyelim di mi
Kendisini tebrik ediyoruz, ayrıca wolkanca da bir ödül almış o da bu ödülleri en çok hakedenlerden birisi. Adama host dayanıyor abisi
Seneye biz de aday oluruz inşallah
(nerde o günler…) Fazla da uzatmaya gerek yok aslında. Geçtiğimiz hafta sonu izlediğim iki film hakkında yazı yazmıştım fakat yayınlayamamıştım, şimdi yayınlayalım siz de bu hafta sonu izleyin o filmleri :)
Birçoklarının farklı zevkleri vardır. Kimi eğlenmeyi sever, kimi gezmeyi, kimi arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi vb şeyler işte. Uzatmaya gerek yok. Benim beğenilerim arasında da film izlemek geliyor. Bu merak çok uzun süreli bir şey değil bende, lise hayatıma başladıktan sonra film izlemeye sinemaya gitmeye başlardım. Sinemaya gitmek deyince birden hatırlayıverdim, orta okulda arkadaşlarımızla hep sözleşirdik paramızı biriktirelim ve beraber sinemaya gelelim diye
Fakat bir türlü nasip olmadı. O günleri gülümseyerek anımsarım, fakat o günlerde gidemediğim filmlerin acısını şimdilerde çıkarıyorum. Dün akşam ve bugün iki film izledim. Gerçekten harika filmlerdi bence. Birisi M.Ö. 10 000, diğeri de Mongol filmi idi. Gerçekten izlerken büyük keyif aldım diyebilirim. Biraz bu filmlerden bahsedelim isterseniz :)
M.Ö. 10 000
Filmin Öykücüğü
Uzak bir dağ kabilesinde D’leh avcı olmayı beklemektedir. Fakat babasının onları bırakıp kaçtığını söyleyen diğer avcı adayları tarafından dışlanmaktadır. Kahramanımız ise her filmde olması gerektiği gibi onlara kafa tutmaktadır. Bir gün uzaklardan Evolet çıkar gelir kabilelerine. Bir gün yine uzaklardan gelen gizemli bir savaşçı grubu Evolet ve bir kısım insanları alır ve gider. D’leh yerinde durur mu ? Esas oğlan bu, durmaz tabi. Üç kişi ve arkalarında bir çocukla yola çıkarlar. Yolda yerel kabilelerle karşılaşırlar. Onların inandığı bir kehanetin parçası olan D’leh onların dadesteğini alarak sevdiğinin izini sürer. Uzun çöllerden sonra yerlileri köleleştiren bir uygarlıkla karşı karşıya geleceklerdir. Devasa piramitler ve bu piramitlerin yapımında çalışan binlerce insan ( köle mi demeliydim…) Firavunun tanrı olmadığını bir şekilde göstermelidir D’leh…

Baştan sona heyecan içerisinde vemerakla izledim. Gerçekten güzel mesajlar vardı. İlk kahraman diye nitelendirilen D’Leh’in bir kız için yapmadığı kalmadı.Hani kız da uğrunda o kadar çileye değmeyecek biri de değildi yani. Oyuncu seçimleri bence oldukça başarılı olmuş. Aslında ben filmlere teknik olarak bakmayı sevmem. Filmden izlerken zevk aldım mı, film yapmacık mıydı yoksa doğal mıydı gibi basit sorularla sorgularım soruları ve bu film için ben olur notu veriyorum. Film bana Apokalipto filmini anımsattı. Sanki onu beğenmişseniz bu filmi de beğenirsiniz gibime geldi. Yine de siz bilirsiniz. Ben vakit geçirmeden izlemenizi öneririm.
Cengiz Han (Mongol)
Esugei Kağan oğlu Temudjin için Merkitlerden kız seçmeye gitmektedir. Fakat Temudjin eşini yolda konakladıkları bir kabileden seçer. Ve Merkitlerle olan düşmanlık giderilemez. Dönüşte hasmı olan kabileden grupla karşılaşırlar. Moğol geleneklerine göre birbirlerine kımız ikram ederler fakat Esugei Kağan’ın içtiği kımız zehirlidir. Yolda vefat eder, Temudjin çok küçük olduğu için kabilenin başına geçemez, kabilenin değişir ve yeni kağan Temudjin’i öldürmek ister fakat Moğol gelenekleri buna izin vermez. Kağan Temudjin’in büyümesini bekleyecektir. Filmimiz de Temudjin’in nasıl kurtukup , ne gibi zorluklar yaşayarak dünyanın yarısını ele geçirdiğini anlatır. Cengiz Han çok büyük zorluklar yaşayacaktır…
Kötü bir Öss denemesinin ardından güzel bir film izledim diyebilirim. Gerçekten güzel bir tarİhi film çekmişler. Önemli detaylara yer verilmiş. Günümüzde Moğoların Türk olup olmadığı tartışılıyor bildiğiniz üzere. Bana Türk’ler gibi geliyor. Onları Türk olarak değerlendirdim ve filmi öyle izledim. Acaba şu an o koşullarda orada yaşıyor olsaydım düşüncesi vardı kafamda. Sanırım bunu hiç istemezdim. Kağanların eşi kaçırılıyor falan. Filmde çocuklar önceki babamıza noldu diye soruyorlar, anneleri ise Artık ondan bahsetmeyin, babanız burada babanız bu diyor. Hani biz Türk’lerin ünlü bir lafı vardır bilir misiniz. “At, Avrat, Silah…” Günümüzde bunu banal ve maço ifadesi olarak nitelendiriyorlar ama bu gerçekten böyle. Bu üç şey bir Türk’ün namusudur. Bence böyle. Bu sebeple o karışık ortamda yaşamak istemezdim
Biraz da filmin yapımcılarından bahsedeyim. Film ortak yapım, fakat en çok göze çarpan Kazak yapımcılar oluyor. Çünkü Kazak Sineması son dönemde büyük bir hız yakaladı ve gidiyor. Bu filmle Kazak sineması Oscar’a aday olmuştu ama sonuç nedir bilmiyorum şimdi. Aday olması bile mesele bence. Bu yükselişin sürmesini istiyoruz. Bu filmi de güzel bir hfata sonunu daha da güzel kılmak için izleyebilirsiniz diyorum ve huzurlarınızdan ayrılıyorum ![]()
Her yazımdan sonra da beğendiğim müzikleri sizlerle paylaşacağım. Müzik beğenimiz aynı ya da yakın olanlar dinler umarım
Dikkat edin benim parçalarım kafa yapar…
Gelmişken Okuyuverin İşte :)
Bu yazı 23 Mart 2008 Pazar tarihinde, saat 18:42 sularında, Sinema kategorisi altında yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

