Daha önce kendi sayfamda da yayınlamış olduğum bu yazımı, yeni evimle de paylaşmak istedim. Ve dedim ki…;
İçimdekileri bırakıp, kaçabileceğim bir zaman aralığı olmalı mutlaka!!
Uykuya daldığı ya da sıkılıp benim varlığımdan, arkasını döndüğü bir an yalnızlığımın…
Rastlamadan tanıdık yüzlere,
Arka kapısından kaçmalıyım, ada misali dört yanı denizimin.
Aklıma kendimi koyup
Saçlarıma en fazla rüzgarın savurduklarını takıp
Gözlerimde sakladığım yaşları, kine dönüştürmeden koşmalıyım.
“Çantada yer yok” diyerek, tanıdık tanımadık herkesi ait oldukları yerde bırakmalı!!
Ve dileklerini… Ve isteklerini…
İnsanların bildik yüzlerini de ters yüz yapıp, dikmeli orta yere heykellerini.
Geride mutlaka bir şey bırakmalı.
Bir heykel misali de kalsa geçmiş…
Bir geçmişim olmalı.
Ne dünyam değişsin ardından,
Ne de yara alsın bedenim varlığından.
Bırak taş taş üstünde kalsın.
Ben bu yürekle…
Taşı sıksam, kendi tırnaklarımdan yara alırım.
Küçük bir çantayla yola çıkmak istiyor canım.
Küçücük…
Bir kol çantası misali…
İçinde hararetimi kesecek bir su parası, bir de siluetimin kanıtı bir el aynası…



